Ölümün Soğuk Şevkati
Bilgisayar açık. Evdeki tüm odaların ışıkları açık. Karşıdaki odada televizyon açık. Deniz’in çok sevdiği dizi var: Prison Break. Televizyonun karşısında Sevde’ye yazdığım yazıyı mail olarak yolluyorum.
O benim sahip olamadığım ablam. O benim en sevdiğim kişilerden biri. Hayatım boyunca onu unutmayacağım. Umarım o da unutmaz.Banyoya giriyorum. Soğuk suyu açıp altına girmek istiyorum, ama su fazla soğuk geliyor. Belki de ateşim var, çünkü hastayım. Suyu biraz ısıtıyorum ve altına giriyorum. Suyun bedenimi bir süre ıslatmasına izin veriyorum ve sıcak suyu kapatıyorum. İlk önce su biraz daha ısınıyor, “neredeyse haşlanacağım” diye düşünüyorum. O da bir ölüm yöntemi, ama daha acılı ve daha trajik. Oysa beni tanınanlar tarafından böyle hatırlanmak istemiyorum. Daha sade bir ölümle, ama arkamda bıraktıklarım sayesinde hatırlanmak istiyorum.
Su soğuyor. Kendime sarılıyorum ve suyun üstümden geçip gitmesini izliyorum. Kollarımı indirip iki elimi de kalbimin üstüne koyuyorum ve tanrıdan tüm kötü şeylerin bu suyla beraber akıp gitmesini istiyorum. Hatıraların, gerçeklerin, yalanların, çirkinliklerin, kalbimdeki yaraların…
Karşıma bakıyorum sessizce. Tüm sınıftakilerin hem annesi hem babası veli toplantısında. Benimse dayım –hatta anneannem bile- dükkanda işleri olduğu için gelememiş. Saat 15.10. yavaş yavaş yürüyerek eve gidiyorum.Kendi kendime konuşuyorum, annemle konuşur gibi, ama bunları anneme söylemeye dayanamayacağımı bilerek.
“Kalbim kanıyor anne, uzun zamandır kanıyor. Ben baba sevgisi tatmadım anne. Kardeş sevgisi tatmadım ben. Anne sevgisini biliyorum sadece anne, ama bu kalbimdeki boşluğu doldurmaya yetmiyor. Yardım et bana anne, bırak kurtulayım tüm bunlardan. Kendimi bırakayım denize. Kurtulayım tüm bunlardan.”
İlk erkek arkadaşım bana hayatımdaki en büyük üzüntülerden birini yaşatıyor. Ağlıyorum. Hem ağlıyorum hem ona cevap yazıyorum. Bir yandan da kurtulmak istiyorum.Banyodan çıkıyorum. Aynada kendime bakıyorum. O güneşten kararmış bedenin altında yaralı bir kalp görüyorum.
Ölümün şevkatine biraz daha temiz gidebilmek için düşlerimi fırçalıyorum. Belki annemden, belki babamdan gelen, belki biraz da bana diş fırçalama alışkanlığını öğretecek kimse olmadığından böyle bir alışkanlığım olmadığı için dişlerim sarı. Çok sarı da değil aslında, ama sarı. Dişlerimi beyazlatmaya uğraşıyorum. Fırçalıyorum. Diş fırçasını dişlerime bastırarak fırçalıyorum. Düşlerim kanamaya başlayor. Ağzımı temizliyorum ve havluya sarınıyorum. Bilgisayarımın önüne gidiyorum ve ağlayarak bu yazıyı yazıyorum. Sonra üstüme bir şeyler geçiriyorum, evdeki tüm ışıkları kapatıyorum, kapının önüne gidip hayalgücümün beni kandırmasına izin veriyorum. O korku filmini izlediğimden beri karanlıkta içimi saran o korku yine geliyor. Ama bu kez bunu bastırıyorum ve tüm gücümle haykırıyorum.
“Eğer burada biri varsa gelsin ve beni öldürsün. LÜTFEN!!”
Kimse gelmiyor. Kapıyı açıyorum ve aşağı iniyorum. Bizimkilere görünmeden sokağı geçiyorum ve caddeye çıkıyorum. Limana gidiyorum, hiçbir şeye dikkat etmeden. Teknelerin olduğu küçük iskelede dolaşıyorum, balıkçılar kahvesine gidip son bir çay içiyorum. Sonra limana doğru yürüyorum. Limanın kapısı yine demirlenmiş. Demirlerden tırmanıyorum ve diğer tarafa geçiyorum.
Aynı yerde, başka bir zaman. Annemle dolaşıyoruz. Buruna geliyoruz ve aya bakıyorum. Ayağım kayıyor. Tam suya düşecekken annem beni tüm gücüyle çekiyor ve eve dönüyoruz.Ayaklarım beni yine buruna götürüyor. Tüm yazılarımın bulunduğu defteri denize atıyorum önce. Sonra cüzdanımı çıkarıyorum ve onu da denize atıyorum. Son olarak kendim atlıyorum denize ve ölümün şevkatine. Denizin üstüne çıkıyorum. Son kez nefes alıyorum ve şarkı söyleyerek kendimi bırakıyorum.
Now i will tell you what i've done for you
50 thousand tears i've cried
Screaming deceiving and bleeding for you
And you still won't hear me
Don't want your hand this time i'll save myself
Maybe i'll wake up for once
Not tormented daily defeated by you
Just when i thought i'd reached the bottom
I'm dying again
I'm going under
Drowning in you
I'm falling forever
I've got to break through
I'm going under
Blurring and stirring the truth and the lies
So i don't know what's real and what's not
Always confusing the thoughts in my head
So i can't trust myself anymoreI'm dying again
I'm going underDrowning in youI'm falling forever
I've got to break throughSo go on and scream
Scream at me i'm so far awayI won't be broken again
I've got to breathe i can't keep going under
Ölümün soğuk yatağına giderken dudaklarımda ve zihnimde sadece bu şarkı kalıyor.
______________________________________________
bu ilk yazdığım düzyazı olmasıyla tarihe geçmiş bir yazı. Umarım beğenirsiniz.