27.2.08

Ölüm~

İşte başlıyor yine gece.
Kurtuluş umudumu da beraberinde getiriyor, belki bu gün evden çıkmayı başarırım diye.
Çığlık çığlığa bağırmak istiyor bu beden, sesi kısılana kadar şarkı söylemek.
Olmayan rüyalar görmek istemez bu zihin, olmayan sesler.
Evde kapalı kalmayı yediremez gururuna bu ruh, yanlızlığı.

İşte saat karşımda, gözlerim dalıyor yine derinlere
Kalp görüyor bu gözler, saatin içinde, neydi şimdi bu??
Belki de kızın kapana kısılmış, yaralanmış kalbiydi bu saatteki tik tak seslerini çıkaran.
Bu kız nasıl dayansın yanlızlığa?

Kapıyı zorlar bu kız, olmaz ya, belki açılır diye.
Bir kuş misali bakar gökyüzüne, olmaz ya, belki uçar diye.

Aynaya bakıyorum. İşte orada, kanayan, acıyan kalbim. Onu koparıp çıkarmak istiyorum oradan. Olmaz ya, bekliyorum göğsüm açılacak diye. Açılmıyor. Hiç açılmadı ki.

Açıyorum odamdaki küçük dolabımı. Alıyorum günlüğümü, yazıyorum.

"Anlamsız günler, artık her gün anlamsız. O gitti ya, babam 'O öldü mü?' deyip güldü ya, işte o zamandan beri anlamsız. Ne öğreniyorum okulda? Hiç. Artık hiç bir şeyin anlamı yok. Şurada, kalbimde, derin bir boşluk var. Ama yine de kalbim hergün bıçakla deliniyor sanki. Yeniden geçince o köprüden, benim de ardından gidesim geliyor. Her saat, her dakika, her an, sırada otururken elimi tutuşunu hatırlıyorum. Okul çıkışında beni bir okulun arka tarafındaki kafeye götürmesi geliyor aklıma. Sonra da ilk öpücüğümüz... Ama şurada, kalbimde yara var, kanayan, iyileşmeyen yaralar var. Olmuyor, olmuyor aşkım, artık olmuyor. Yanına geleceğim, nasıl olursa olsun, bir yolunu bulup yanına geleceğim."

Günlüğü kapatıp yerine koyuyorum. Banyoya gidiyorum. Suyu açıyorum. Soğuk, şu anda onun vücudunun soğuk olduğu gibi. Belki kısa bir süre sonra benimki de böyle soğuk olacak. Suyun altına giriyorum aniden. Üşüyorum, ama kendimi alıştırmak en iyisi. Onun en sevdiği şampuanı kullanıyorum. Suyu kapatıyorum, havlu sarıyorum üstüme. Bembeyaz dişlerimi çok severdi. Dişimi fırçalıyorum.

Odama gidiyorum. Kapıyı kapatıp kilitliyorum. Onun en sevdiği parfümümü sıkıyorum, en sevdiği pantolonumla tişörtümü giyiyorum. Her zaman yatağımın altında sakladığım şarabı çıkarıyorum. Açıp, dün su içtiğim bardağa biraz koyuyorum. Ağzını kapatıp, tekrar yatağımın altına koyuyorum. Şarabı bir dikişte içiyorum.

Anneme "Sevde'lere gidiyorum. Ders çalışıcaz." diyorum. İçimde ufaktan bir suçluluk duygusu. Ama aldırmıyorum, anlamsız. Her zaman şiirlerimi yazdığım defterle, günlüğümü çantamın içine koyuyorum ve onuın en sevdiği ayakkabılarımı giyip çıkıyorum. Dümdüz saçlarım, açık, rüzgarla savruluyor, tıpkı onun sevdiği gibi. Limana nasıl gittiğimi, liman görevlileriyle dalaşıp içeri girmeyi nasıl başardığımı hatırlamıyorum, tek hatırladığım baktığım her yerde onunla geçirdiğim bir anının gözümün önünde canlanması. Limanın ucuna gidiyorum. Şarkımızı söylüyorum, çığlık çığlığa. Ağlıyorum, yüzüm, gözyaşlarımla parlayan ay ışığıyla yıkanıyor. Günlüğümü, ardından şiir defterimi, ardından çantamı denize fırlatıyorum. Hala şarkımızı söyleyerek, kendimi denize bırakıyorum, ve gözlerimi kapatıp, tanrının bedenimi almasını bekliyorum. Suyun soğukluğunu veya akciğerlerime dolan tuzlu deniz suyunu farketmiyorum bile. Tek bildiğim, gözlerimi kapatıp onu tekrar gördüğüm...

____________________________-

en sevdiğim yazım bu. belki de ben de bazen kendimi böyle hissediyorumdur, kim bilir...

Gel Kurtar Beni (Aşamalı Ölüm)

Gel kurtar beni. Korkuyorum. Aç gözlerini ve beni bulmaya çalış etrafında. Seni seviyorum. Kurtar beni bu karanlık sokaklarından yalnızlığın. Seni özlüyorum ve korkuyorum. Ancak sen koruyabilirsin beni. Biliyorum. Şu en sevilen şarkılar olur ya, sakindir ama sıkıcı değildir, onlar gibi bir sevgi işte. Seni istiyor, ruhum ve sensizliğe uyanan bedenim. Gel ve bana da gülümse. Sensizken korkuyorum herşeyden. Uyuyan ruhlarla dolu akşamın ışığındaki ara sokaklar. Geceye yuvarlanırken günler, ben seni düşünüyorum o yollarda. Gel ve tanı beni. Merhaba...

Seni sevdiğime inanıyorum. Hadi gel ve bul beni. Bak hayat ne kadar kısa. Merhaba... Seni özledim. Korkuyorum bu karanlık sokaklardan. Beni sen korursu, biliyorum. Ve seni seviyorum. Lütfen gel ve bul beni. Bu içimdeki sensiz boşluk dolsun artık. Lütfen bana da gülümse. Gel ve beraber yürüyelim o yollarda. Lütfen gel ve bul beni artık. Bedenim üşüyor sensiz. Gel ve ısıt beni. Bak ayaklarım ne kadar soğuk. Merhaba...

Sanırım seni seviyorum. Lütfen artık gel. Sensizliğe alışmasın ruhum, sensizlikten nasır tutmasın kalbim. Lütfen gel. Nasılsın? Merhaba... Bak her gün birileri ölüyor. Ben ölmeden gel lütfen. Merhaba, ben ruh ikizin. Hadi gel ve bul beni. Senin de beni özlemen gerek sanırım. Sanırım seni seviyorum ve artık seni başka bedenlerde aramıyorum. Bekliyorum. Sen beni bulursun nasıl olsa. Lütfen gel ve kurtar beni. Sanırım ‘sadece sen beni iyileştirebilirsin.’* Hadi gel. Özledim seni. Sen de üşüdün mü? Merhaba...

Seni sevmiyorum. Gelme artık, bir şey değişmez. Ben artık ölüyorum. Seni bekledim yıllarca. Artık senin sevginle ısınan ruhuma kar yağıyor. Soğuk rüzgarlar esiyor ve gözyaşı yüklü her dökülen yaprak. Kalbim buz tuttu o içime akan gözyaşlarından. Merhaba... Artık gelsen de gelmesen de fark etmez. Çünkü ben gidiyorum. Gözyaşlarımı da alıp mezarıma giriyorum. Bu gözler artık senin için ağlamayacak. Unut beni ve senin için söylediklerimi. Merhaba Azrail... Ben gidiyorum. Sana iyi uykular. Merhaba...

_______________________________

(* Sunrise Ave - Heal Me)

Karanlık

Simsiyah tırnaklar üstünde
Küçük buz çiçekleri
Umutsuzluk içindeki
Karanlık bir denizde
Küçük bir umut ışığı sanki

Bir anda
Tüm umutların geri dönüşü
Eskilerden miras
Küçük anılar, küçük mutluluklar.
Oysa,Hepsi, ama hepsi
Küçük ve hüzünlü,
Donmuş bir kalpten
Geriye kalanlar...

Sevgiliye Şiir

Doğdu bir güneş daha hayatımda

Sendin bu güneş ve sensin

Kalbimdeki yeni çiçek

Eski yara kabuk bağladı ve üstüne

Mezar taşını sen koydun ‘öldü’ diye

Ölüydü günlerdir ama bırakmamıştım

Bırakamamıştım.

Sense geldin ve izinsiz,

Sildin ruhumun gözyaşlarını ve

Toplayıp attın dökülmüş yaprakları

Bak, çiçekler açıyor tekrar

Görüyor musun?

Yine sen,

Kalbimin tüm zehirlenmiş sularını boşaltıp,

Tekrar doldurdun işte, en temiz sulardan

Artık içebiliyorum ve daha sağlıklıyım.

Bak renk geldi yüzüme yine,

Görüyor musun?

Ve sen

Artık yaşama sebebimsin,

Tekrar nefes alıyorum ve

Tekrar atıyor kalbim

Duyuyor musun?

Ve yine sen,

Anlamlandırdın en güzel şarkıları,

Ruhum kurtuldu siyah kanatlarından,

Bak yine melek oldum!

Hissediyor musun?

_____________________

Aklıma gelmişken, yazıları rastgele bir sırayla yayınlıyorum, yani blogdaki yazıların tamamı 3 yıldan beri yazılmış olan yazılar.

İsimsiz

Şimdi bakıyorum sana

Sığınağım saydığım gece bitmek bilmedi

Ama çok fazla da değil bitmesini istediğim zamanlar...

Seni görebilmek beni mutlu etmeye yeter

Sen beni farketmesen de...

Senin sesini duyabilmek bile

Cennetten altın bir yağmur damlasıdır benim için

Sonrasında bu yağmur damlası gözyaşlarıma dönüşse bile...

Ama bu basit sözcüklerin daha ilerisi yok...

Ölümün Soğuk Şevkati

Bilgisayar açık. Evdeki tüm odaların ışıkları açık. Karşıdaki odada televizyon açık. Deniz’in çok sevdiği dizi var: Prison Break. Televizyonun karşısında Sevde’ye yazdığım yazıyı mail olarak yolluyorum.

O benim sahip olamadığım ablam. O benim en sevdiğim kişilerden biri. Hayatım boyunca onu unutmayacağım. Umarım o da unutmaz.

Banyoya giriyorum. Soğuk suyu açıp altına girmek istiyorum, ama su fazla soğuk geliyor. Belki de ateşim var, çünkü hastayım. Suyu biraz ısıtıyorum ve altına giriyorum. Suyun bedenimi bir süre ıslatmasına izin veriyorum ve sıcak suyu kapatıyorum. İlk önce su biraz daha ısınıyor, “neredeyse haşlanacağım” diye düşünüyorum. O da bir ölüm yöntemi, ama daha acılı ve daha trajik. Oysa beni tanınanlar tarafından böyle hatırlanmak istemiyorum. Daha sade bir ölümle, ama arkamda bıraktıklarım sayesinde hatırlanmak istiyorum.

Su soğuyor. Kendime sarılıyorum ve suyun üstümden geçip gitmesini izliyorum. Kollarımı indirip iki elimi de kalbimin üstüne koyuyorum ve tanrıdan tüm kötü şeylerin bu suyla beraber akıp gitmesini istiyorum. Hatıraların, gerçeklerin, yalanların, çirkinliklerin, kalbimdeki yaraların…

Karşıma bakıyorum sessizce. Tüm sınıftakilerin hem annesi hem babası veli toplantısında. Benimse dayım –hatta anneannem bile- dükkanda işleri olduğu için gelememiş. Saat 15.10. yavaş yavaş yürüyerek eve gidiyorum.

Kendi kendime konuşuyorum, annemle konuşur gibi, ama bunları anneme söylemeye dayanamayacağımı bilerek.

“Kalbim kanıyor anne, uzun zamandır kanıyor. Ben baba sevgisi tatmadım anne. Kardeş sevgisi tatmadım ben. Anne sevgisini biliyorum sadece anne, ama bu kalbimdeki boşluğu doldurmaya yetmiyor. Yardım et bana anne, bırak kurtulayım tüm bunlardan. Kendimi bırakayım denize. Kurtulayım tüm bunlardan.”

İlk erkek arkadaşım bana hayatımdaki en büyük üzüntülerden birini yaşatıyor. Ağlıyorum. Hem ağlıyorum hem ona cevap yazıyorum. Bir yandan da kurtulmak istiyorum.

Banyodan çıkıyorum. Aynada kendime bakıyorum. O güneşten kararmış bedenin altında yaralı bir kalp görüyorum.

Ölümün şevkatine biraz daha temiz gidebilmek için düşlerimi fırçalıyorum. Belki annemden, belki babamdan gelen, belki biraz da bana diş fırçalama alışkanlığını öğretecek kimse olmadığından böyle bir alışkanlığım olmadığı için dişlerim sarı. Çok sarı da değil aslında, ama sarı. Dişlerimi beyazlatmaya uğraşıyorum. Fırçalıyorum. Diş fırçasını dişlerime bastırarak fırçalıyorum. Düşlerim kanamaya başlayor. Ağzımı temizliyorum ve havluya sarınıyorum. Bilgisayarımın önüne gidiyorum ve ağlayarak bu yazıyı yazıyorum. Sonra üstüme bir şeyler geçiriyorum, evdeki tüm ışıkları kapatıyorum, kapının önüne gidip hayalgücümün beni kandırmasına izin veriyorum. O korku filmini izlediğimden beri karanlıkta içimi saran o korku yine geliyor. Ama bu kez bunu bastırıyorum ve tüm gücümle haykırıyorum.

“Eğer burada biri varsa gelsin ve beni öldürsün. LÜTFEN!!”

Kimse gelmiyor. Kapıyı açıyorum ve aşağı iniyorum. Bizimkilere görünmeden sokağı geçiyorum ve caddeye çıkıyorum. Limana gidiyorum, hiçbir şeye dikkat etmeden. Teknelerin olduğu küçük iskelede dolaşıyorum, balıkçılar kahvesine gidip son bir çay içiyorum. Sonra limana doğru yürüyorum. Limanın kapısı yine demirlenmiş. Demirlerden tırmanıyorum ve diğer tarafa geçiyorum.

Aynı yerde, başka bir zaman. Annemle dolaşıyoruz. Buruna geliyoruz ve aya bakıyorum. Ayağım kayıyor. Tam suya düşecekken annem beni tüm gücüyle çekiyor ve eve dönüyoruz.

Ayaklarım beni yine buruna götürüyor. Tüm yazılarımın bulunduğu defteri denize atıyorum önce. Sonra cüzdanımı çıkarıyorum ve onu da denize atıyorum. Son olarak kendim atlıyorum denize ve ölümün şevkatine. Denizin üstüne çıkıyorum. Son kez nefes alıyorum ve şarkı söyleyerek kendimi bırakıyorum.

Now i will tell you what i've done for you
50 thousand tears i've cried
Screaming deceiving and bleeding for you
And you still won't hear me
Don't want your hand this time i'll save myself
Maybe i'll wake up for once
Not tormented daily defeated by you
Just when i thought i'd reached the bottom
I'm dying again
I'm going under
Drowning in you
I'm falling forever
I've got to break through
I'm going under
Blurring and stirring the truth and the lies
So i don't know what's real and what's not
Always confusing the thoughts in my head
So i can't trust myself anymoreI'm dying again
I'm going underDrowning in youI'm falling forever
I've got to break throughSo go on and scream
Scream at me i'm so far awayI won't be broken again
I've got to breathe i can't keep going under

Ölümün soğuk yatağına giderken dudaklarımda ve zihnimde sadece bu şarkı kalıyor.

______________________________________________

bu ilk yazdığım düzyazı olmasıyla tarihe geçmiş bir yazı. Umarım beğenirsiniz.