Gök gürledi. Kız huzur dolu bir tebessüm sundu ormana. Yanında yürüyen Orman Elfi de kıza bakarak gülümsedi. İnsanların, onların ormanına girmelerine izin yoktu. Yüzyıllar önce, orman kıyısındaki insan şehirleri kurulduğunda, elflerin sunduğu tek şarttı bu. İnsanlar onları rahatsız etmemeliydi.
Ama elbette, istisnalar vardı. İki kişi içindi bu. Birincisi bu kızdı, Kelira. İkincisi de Tanrı’nın Konuştuğu İnsan’dı. Umae. Şimdi elf, sevgili dostu Kelira’yla beraber, yağmur altında olan ormanda yürüyordu. Pek sık da yaşanmazdı bu. Bu yüzden, özellikle Kelira, bu anların tadını çıkarır; Koyu Elf, Nereida, veya onun eşi, Aquarch onu orman sınırından alıp ormanın derinliklerine, yüce Elf Sarayı’na götürdüğünde, elflere merak ettiği her şeyi sorar, elfler de onunla sohbet etmekten zevk alırdı.
Tam üstlerinde, mavi-kırmızı bir şimşek çaktı. Tanrı, elflerin ormanındayken kıza görmediği her şeyi göstermeye çalışırdı sanki. Bu da kızın hayatında ilk kez gördüğü bir manzaraydı.
Orman, yemyeşildi; yerde altın sarısı Elanor’lar açmıştı. Tanıdık ağaçlar kıza el sallıyor, ormana özgü akasyalar çiçeklerini ona doğru eğiyor, yaşlı karaağaçlar dallarını ona saygıyla dokunduruyorlardı. “Şimdi.” Dedi Aquarch. Kız, kafasını salladı ve daha önce defalarca geçtiği, kızılçamların çevirdiği bir patikaya saptı.
Reada, Patika Elfi, onu giydirmek için bekliyordu. Kızın yorgun bedeninden, insan şehrinin yolarında tozlanmış giysileri çıkarırken, kız tatlı biçimde ürperdi. Reada, kıza, elf prenseslerinin giydiği, ipek elbiseden giydirdi. Üstüne, gri elf pelerinini geçirdi. Onu, saçını tutan bağlardan onu kurtarıp saçlarını taramaya başladı. Her bir sarı teli açıyor, onlara hafif bir şarkı söylüyordu kadim elf lisanında. “Artık hazırsın, Elfdostu.” dedi kıza, saçlarını taradıktan sonra. “Gidebilirsin.”
Kız, gülümseyerek arkasını döndü. Aquarch, hiç zaman geçmemiş gibi, aynı şekilde duruyordu. “Hadi gidelim Elfdostu.” dedi ve yürümeye devam etti.
Kadim ve yüce Elf Sarayına varan yolda yürümeye devam ettiler. Yağmur devam ediyordu, ama artık kızın yüzüne yumuşak kuş tüyleri gibi temas ediyorlardı. Çimler, tüylü bir halı gibiydi ayağının altında. Islak toprak kokuyordu her taraf. Mantarlar, pembe ve turuncu, ağaçların altından çıkmaya başlamışlardı.
Önlerinde kadim ve yüce Elf Sarayı göründü. Koskoca bir ağaç. Kadim, sonsuza uzanan merdivenler vardı. Bütün ormana ışık tutan kadim yeşil ışık, bu ağaçtan yayılıyor gibiydi. Elfler, usulca şarkı söylüyorlardı. Onu gören birkaç elf, neşeyle gülümsedi. Bir tanesi kıza yaklaştı, Yüce Elf, bu ormanın kadim efendisi, Darea, yaklaştı ve kıza gülümsedi.
“Hoş geldin, Elfdostu Kelira. Ormanıma ve sarayıma hoş geldin.” dedi.
________________
öyle bi şimşek gerçekten gördüm o.O // Mayıs 08, 2008
26.1.09
Eski Dostlar, Elf ve Koruluk
Kız korkuyordu. Buraya nereden geldiğini bilmiyordu. Burasının neresi olduğunu da bilmiyordu. Etrafına bakındı. Karanlık her yanı sarmıştı. Sonra önünde bir ışık noktası parladı ve kız, önünde beliren genç adamı görünce çığlık attı. Adam da şaşırmış görünüyordu. Bir süre birbirlerine baktılar. Sonra, iki eski dost, sarıldılar, yüzlerinde mutlu tebessümleriyle.
"Özledim seni." dedi kız. Küçük bir kızken tanımıştı adamı. Oysa şimdi, o küçük kız, büyümüş, serpilmişti; hem vücut olarak, hem de zihnen olgunlaşmıştı. Büyümenin ne olduğunu anlatıyordu sanki. Büyümenin böyle bir şey olduğunu.
"Ben de seni özledim, canım" dedi adam. O ilkgençliğin getirdiği hazin melankoli az da olsa gitmişti, biraz rahat bırakmıştı onu. O da uzayabileceği son sınıra kadar uzamış, büyümüştü; o da olgunlaşmıştı. Adam, kıza bir süre sakin sakin baktı, ve sordu:
"Merdivenleri çıkabildin mi?" Kız, kafasını yere doğru eğdi. Derin derin nefes aldı ve kafasını kaldırdı.
"O merdivenlerden çıkmadım. Aynı yere giden başka merdivenlerden çıktım. Bunu, kimsenin yardımı olmadan yapmalıydım, ama yine de yardım istediklerim, bağlandıklarım oldu. Onlar iyi değildi, senin de söylediğin gibi, kötü de değildi. Onlar hiçbir şey olmaya değmez. Beni yolun bir yerinde bırakıp, çekip gittiler hep. Onlar sevmedi, bağlanmadı, ben bağlandım ve çekip gittiler." Kızın sesi çatlamıştı. Derin bir nefes aldı. Genç adam, elini kızın omzuna koydu, cesaret verircesine.
"Seninle ne konuştuğumuzu hatırlıyor musun? 'Her an başımıza bir kaya düşebilir' demiştim. Benim üstüme defalarca kaya düştü. Merdivenlerini çıkarken dünyanın, defalarca yuvarlandım. Bak, sağ kanadım ezildi. Dinlenirken düştü kaya üstüme. Son anda yana kaydım ama, kanadım ezilmişti bir kere. Özgünlüğümü de kaybettim bu yüzden."
Kızın gözünden, bir damla yaş yuvarlandı. Kız devam etti.
"Sonunda doğruyu buldum derken, buraya geldim işte. Sen neler yaptın?"
"Ben-" derken genç adam; duru, huzurlu bir kadın sesi duyuldu. "Siz, dünyaya bir şeyler vermek için getirilmiştiniz. Görevlerinizi tamamlamak için gerekli olgunluğa eriştiniz. şimdi, beni takip edin." dedi ve önlerinde, uzun boylu, gri gözlü, sarı saçlı bir elf belirdi. Elf olduğunu biliyorlardı, ama nereden anladıklarını bilmiyorlardı. "Beni takip edin." dedi elf tekrar ve önlerinde yürümeye başladı.
Elf, ışık saçıyordu. Çiçeklerle dolu bir korulukta olduklarını anladılar, elfin yaydığı loş ışık altında. "Burası neresi?" dedi kız, tüm cesaretini toplayarak. Elf, ona doğru dönünce, korkuyla, yanındaki genç adamın elini tuttu. "Burası hiçbir yer." dedi elf, sükunetle. "Burası, herkesin gelmek istediği yer." Sonra tekrar arkasını dönü ve yürümeye devam etti.
Genç adam, heyecanla elfi takip ederken, bir yandan, elini tutan küçük kıza, birbirlerine değen parmaklarıyla güven göndermeye çalışıyordu. "Elfler bize zarar vermez." diye fısıldadı, kıza doğru. Kız, hıhı, gibi bir ses çıkardı ve adamın elini sıktı. Hala korkuyordu.
"Efsaneler..." dedi adam, heyecanla. "Efsaneler, tabi ya..."
"Anlamıyorum" dedi kız, "ben hala anlamıyorum."
"Efsaneler," dedi adam, kıza bakarak, "Hatırlasana, efsaneler. Mip, ve Role Play. Hatırladın mı?"
"Hayır" dedi kız, elfe bakarak. "Henüz değil."
Elf, durdu. Onlara doğru dönerken bir anda her yer aydınlandı. Havada duran bir adadaydılar, uçurumları görebiliyorlardı. Her taraf, çalılar ve çiçeklerle doluydu. Ve ileride, uçurumdan aşağıya, sonsuzluğa dökülen, ulu bir nehir akmaktaydı.
"Tanrının Korusu'na hoşgeldiniz, sevgili Tanrının İnsanları." dedi elf.
_______________________________
Nisan 06, 2008
"Özledim seni." dedi kız. Küçük bir kızken tanımıştı adamı. Oysa şimdi, o küçük kız, büyümüş, serpilmişti; hem vücut olarak, hem de zihnen olgunlaşmıştı. Büyümenin ne olduğunu anlatıyordu sanki. Büyümenin böyle bir şey olduğunu.
"Ben de seni özledim, canım" dedi adam. O ilkgençliğin getirdiği hazin melankoli az da olsa gitmişti, biraz rahat bırakmıştı onu. O da uzayabileceği son sınıra kadar uzamış, büyümüştü; o da olgunlaşmıştı. Adam, kıza bir süre sakin sakin baktı, ve sordu:
"Merdivenleri çıkabildin mi?" Kız, kafasını yere doğru eğdi. Derin derin nefes aldı ve kafasını kaldırdı.
"O merdivenlerden çıkmadım. Aynı yere giden başka merdivenlerden çıktım. Bunu, kimsenin yardımı olmadan yapmalıydım, ama yine de yardım istediklerim, bağlandıklarım oldu. Onlar iyi değildi, senin de söylediğin gibi, kötü de değildi. Onlar hiçbir şey olmaya değmez. Beni yolun bir yerinde bırakıp, çekip gittiler hep. Onlar sevmedi, bağlanmadı, ben bağlandım ve çekip gittiler." Kızın sesi çatlamıştı. Derin bir nefes aldı. Genç adam, elini kızın omzuna koydu, cesaret verircesine.
"Seninle ne konuştuğumuzu hatırlıyor musun? 'Her an başımıza bir kaya düşebilir' demiştim. Benim üstüme defalarca kaya düştü. Merdivenlerini çıkarken dünyanın, defalarca yuvarlandım. Bak, sağ kanadım ezildi. Dinlenirken düştü kaya üstüme. Son anda yana kaydım ama, kanadım ezilmişti bir kere. Özgünlüğümü de kaybettim bu yüzden."
Kızın gözünden, bir damla yaş yuvarlandı. Kız devam etti.
"Sonunda doğruyu buldum derken, buraya geldim işte. Sen neler yaptın?"
"Ben-" derken genç adam; duru, huzurlu bir kadın sesi duyuldu. "Siz, dünyaya bir şeyler vermek için getirilmiştiniz. Görevlerinizi tamamlamak için gerekli olgunluğa eriştiniz. şimdi, beni takip edin." dedi ve önlerinde, uzun boylu, gri gözlü, sarı saçlı bir elf belirdi. Elf olduğunu biliyorlardı, ama nereden anladıklarını bilmiyorlardı. "Beni takip edin." dedi elf tekrar ve önlerinde yürümeye başladı.
Elf, ışık saçıyordu. Çiçeklerle dolu bir korulukta olduklarını anladılar, elfin yaydığı loş ışık altında. "Burası neresi?" dedi kız, tüm cesaretini toplayarak. Elf, ona doğru dönünce, korkuyla, yanındaki genç adamın elini tuttu. "Burası hiçbir yer." dedi elf, sükunetle. "Burası, herkesin gelmek istediği yer." Sonra tekrar arkasını dönü ve yürümeye devam etti.
Genç adam, heyecanla elfi takip ederken, bir yandan, elini tutan küçük kıza, birbirlerine değen parmaklarıyla güven göndermeye çalışıyordu. "Elfler bize zarar vermez." diye fısıldadı, kıza doğru. Kız, hıhı, gibi bir ses çıkardı ve adamın elini sıktı. Hala korkuyordu.
"Efsaneler..." dedi adam, heyecanla. "Efsaneler, tabi ya..."
"Anlamıyorum" dedi kız, "ben hala anlamıyorum."
"Efsaneler," dedi adam, kıza bakarak, "Hatırlasana, efsaneler. Mip, ve Role Play. Hatırladın mı?"
"Hayır" dedi kız, elfe bakarak. "Henüz değil."
Elf, durdu. Onlara doğru dönerken bir anda her yer aydınlandı. Havada duran bir adadaydılar, uçurumları görebiliyorlardı. Her taraf, çalılar ve çiçeklerle doluydu. Ve ileride, uçurumdan aşağıya, sonsuzluğa dökülen, ulu bir nehir akmaktaydı.
"Tanrının Korusu'na hoşgeldiniz, sevgili Tanrının İnsanları." dedi elf.
_______________________________
Nisan 06, 2008
Boya
Yine Genç Yazarlar Çetesi için. // Mart 19, 2008
___________________
Sıkıldım artık. Sıkıldım. OKS’nin taa.... koyayım, diyecek hale geldim artık. Yeter. Sen de benim gibisin değil mi? Tanıyorum seni, görüyorum, her gece rüyamda görüyorum. Sen de sıkıldın değil mi?
Hadi, durma öyleyse, içindeki mantığı dışarıya savur ve boya dünyayı rengarenk kelimelerle. Yeniden şekillendir çevreni. Benim gibi. Yeni baştan yarat dünyayı, gel beraber yazalım Kuyu Dibi’ni, beraber dünyayı yeniden yaratalım… boya dünyanı. Boya dünyamızı, barış içinde bir dünya şekillendirelim beyinlerimizde.
Yazamıyorsun, değil mi? Ondan susuyorsun. Yazamıyorsun. O zaman sende fırçan ve boyanla yeni baştan yarat dünyanı. Ben kelimelerimi kullanırım, sen de boyanı, fırçanı kullan, boya dünyayı en canlı, en taze renklerle. Yeni baştan yaratalım tüm evreni beraber! Boyayalım, mavi, kırmızı, sarı, mor... boyayalım dünyamızı! Yeniden, barış içinde bir dünya yaratalım! Ya da en olmadı boşaltalım tüm boya kovalarını dünyanın başından aşağı! Rengarenk olsun dünya! Gri değil, gri değil, hayır...
________________________________
Hoş yani, değil mi?
___________________
Sıkıldım artık. Sıkıldım. OKS’nin taa.... koyayım, diyecek hale geldim artık. Yeter. Sen de benim gibisin değil mi? Tanıyorum seni, görüyorum, her gece rüyamda görüyorum. Sen de sıkıldın değil mi?
Hadi, durma öyleyse, içindeki mantığı dışarıya savur ve boya dünyayı rengarenk kelimelerle. Yeniden şekillendir çevreni. Benim gibi. Yeni baştan yarat dünyayı, gel beraber yazalım Kuyu Dibi’ni, beraber dünyayı yeniden yaratalım… boya dünyanı. Boya dünyamızı, barış içinde bir dünya şekillendirelim beyinlerimizde.
Yazamıyorsun, değil mi? Ondan susuyorsun. Yazamıyorsun. O zaman sende fırçan ve boyanla yeni baştan yarat dünyanı. Ben kelimelerimi kullanırım, sen de boyanı, fırçanı kullan, boya dünyayı en canlı, en taze renklerle. Yeni baştan yaratalım tüm evreni beraber! Boyayalım, mavi, kırmızı, sarı, mor... boyayalım dünyamızı! Yeniden, barış içinde bir dünya yaratalım! Ya da en olmadı boşaltalım tüm boya kovalarını dünyanın başından aşağı! Rengarenk olsun dünya! Gri değil, gri değil, hayır...
________________________________
Hoş yani, değil mi?
Hiçsiz.
Açtım işte en sevdiğimiz şarkıları… Bizi bir araya getiren şarkılar ya bunlar, bizi ayıran şeylerden sonra hala dinleyebiliyorum. Seni seviyordum ve - sanırım - sen de beni… ama bırakıp giden yine sen oldun.
Bilmiyorum neredesin, kiminlesin, ama biliyorum ki beni özlemiyorsun. “Artık dayanamıyorum” dedin hani “Bitti.” dedin. Sandım ki sadece bir şaka, o gün doğum günümdü ve sandım ki…şaka sandım işte. Sırıttım. “Bugün pek komik değilsin” dedim, “en iyisi hemen hediyeye geç.” Ama sen başını önüne eğdin, o iki damla gözyaşı o kadar çok şey anlattı ki bana, bütün anıların, hüzün ve sevinçlerin üzerinden geçtin ve anladım o an. Kalbimin kırılma sesini bile duydum –çat çat çat- ve bitti. Dizlerim boşaldı, gördün, yanıma geldin, çömelip çenemden tuttun ve sana baktım. Gözlerindeki hüzün, çok kötüydü, anladım ki sen de üzgündün. “Özür dilerim” dedin ve arkanı dönüp koşarak çıktın.
O anda bir hıçkırık duydum – anladım ki üzgündün – gerçekten.
Seni sevdiğim için özür dilerim – seni üzdüğüm için de.
____________
Bunu unutmuşum. İnanılmaz. // Kasım 30, 2007
Bilmiyorum neredesin, kiminlesin, ama biliyorum ki beni özlemiyorsun. “Artık dayanamıyorum” dedin hani “Bitti.” dedin. Sandım ki sadece bir şaka, o gün doğum günümdü ve sandım ki…şaka sandım işte. Sırıttım. “Bugün pek komik değilsin” dedim, “en iyisi hemen hediyeye geç.” Ama sen başını önüne eğdin, o iki damla gözyaşı o kadar çok şey anlattı ki bana, bütün anıların, hüzün ve sevinçlerin üzerinden geçtin ve anladım o an. Kalbimin kırılma sesini bile duydum –çat çat çat- ve bitti. Dizlerim boşaldı, gördün, yanıma geldin, çömelip çenemden tuttun ve sana baktım. Gözlerindeki hüzün, çok kötüydü, anladım ki sen de üzgündün. “Özür dilerim” dedin ve arkanı dönüp koşarak çıktın.
O anda bir hıçkırık duydum – anladım ki üzgündün – gerçekten.
Seni sevdiğim için özür dilerim – seni üzdüğüm için de.
____________
Bunu unutmuşum. İnanılmaz. // Kasım 30, 2007
O Benim İşte
Hani nefret ettiğin bi' kız var ya?
Hani şu seni sevdiği için, sensiz olamadığı için suçladığın kız var ya?
Hani seninle aynı havayı solurken bile kalbinin çarpıntısından başı dönen?
Hani bu yüzden seni sevdiğini bile kendi söyleyemeyen?
Hani seninle arkadaşları aracılığıyla konuşan bi kız var ya?
Hani şu göz göze gelmemek için o kadar uğraştığın kız?
Hani şu "sana uzak Allah'a yakın" olmasını istediğin kız var ya?
Hani şu nefret ettiğin kız var ya?
O benim işte...
___________
Derin bir acının neticesinde yazılmıştır. Mektubumsu bir devamı var, ama ben bile tekrar okumadım onu. Asla da kimseye okutmayı düşünmüyorum. // Ocak 06, 2008
Hani şu seni sevdiği için, sensiz olamadığı için suçladığın kız var ya?
Hani seninle aynı havayı solurken bile kalbinin çarpıntısından başı dönen?
Hani bu yüzden seni sevdiğini bile kendi söyleyemeyen?
Hani seninle arkadaşları aracılığıyla konuşan bi kız var ya?
Hani şu göz göze gelmemek için o kadar uğraştığın kız?
Hani şu "sana uzak Allah'a yakın" olmasını istediğin kız var ya?
Hani şu nefret ettiğin kız var ya?
O benim işte...
___________
Derin bir acının neticesinde yazılmıştır. Mektubumsu bir devamı var, ama ben bile tekrar okumadım onu. Asla da kimseye okutmayı düşünmüyorum. // Ocak 06, 2008
Neden Yazı Yazıyorum?
Genç Yazarlar Çetesi için yazılmıştır.
______________
______________
Yazı yazmak... Belki de tek kurtuluş yolum. Şiir, yazı... Kurtuluş, gerçekten. Birşeyler üretmenin verdiği rahatlık gibi bişey yok dünyada. Kalemim, defterim ve ben... vazgeçilmez üçlü belki de. Kısa bir yazı, uzun bir yazı, şiir, belki sadece iki sözcük. Kulağımda da müzik.
Nasıl yazı yazabildiğim de meçhul benim için. Kendi bulabildiklerimle başkalarının bulduklarının bir araya gelmesi belki de. Yada kelimelere bakarak anlamlarını görebilmek... Okumak ilk adım, sonra da yazmak. Herkes yazamaz, derler, ama duyguları olan her insan iki satır bile olsa birşeyler yazabilir. Yazarsın, sonra, ilk sen okursun, istediğin duyguları alırsın, anlarsın ki olmuş... Sen beğenmezsen çok kişi beğenmemiş gibi gelir sana zaten. Ama sen, kendin, tamam, oldu dersen, beğenmeseler bile umurunda olmaz.
Herkesin yorumu da farklı. Kimi beğenir, kimi beğenmez. ‘Zevk renk meselesi’ derler ya... Yine de, üzülsen de, sevinsen de, kendini geliştirmene yardımcı olur yorumlar. Bir sonraki yazın, çok daha gelişmiş olur. Kendimden biliyorum...
Yazı yaz, sonra yağmurda yürü. Tüm sıkıntılarını unutursun. Çünkü birşeyler üretmişsindir. Ki en büyük mutluluktur, geleceğe birşeyler bırakmak. Sırf bu duyguyu istediğim için iki satır diye başlayıp upuzun yazdığım yazılar bile olmuştur.
Neden yazı yazıyorsun?’ gibi bir sorunun yanıtını kimse tam olarak veremez. Herkes için farklıdır. İstesen de, istemesen de, içinde varsa, yazarsın, engelleyemezsin (aynı Gamze’ye söylediğim gibi...). Bir bakarsın, dalmış gitmişsin, düşünüp bir anda kağıda geçirmişsin. Kendi iç dünyanı yansıtıp rahatlamışsın. Gerçekten büyük bir kurtuluş yolu bu...
Gülşen 12/05/2007
Sen
Bir gün daha bitti yine ve ben yine seni özlüyorum. Kendimden nefret de ediyorum, hala sana adamış gibiyim kendimi ve bu müzik kulak zarımı patlatacak seviyede çalarken ben senin her şeyini geri istiyorum. Yerine koyamadım kimseyi, kimse bu boşluğu kapatamadı, belki de sen tektin dünyada ve ben şimdi senden kilometrelerce uzaktayım. Senden sonra kaç kişiyle birlikte oldum, senin yerine geçebilmesi için, bilmiyorum. Ama hiçbiri yapamadı, hiçbiri unutturamadı seni bana, sen tektin ve tek olarak kalacaksın. Kalbim bomboş, bir kara delik gibi, her şeyi içine çekiyor, ruhumu, aklımı, duygularımı… Bulabildiğim en sert müziği ve en sert içkiyi alıp balkona, beraber yıldız yağmurunu izlediğimiz yere çıkıp yıldızlara bakıyorum bu gece de. Sen gittiğinden beri kanıyor gözlerim, sen gittiğinden beri ağlıyor ruhum, sen gittiğinden beri daha yavaş geçiyor zaman. Her gece daha da yaklaşıyor kış, peki beraber geçirdiğimiz kışları hatırlıyor musun? Her geçen gün daha çok çiçek büküyor boynunu, peki kalbimizde açan çiçekleri hatırlıyor musun? Her geçen gün daha da olgunlaşıyor son meyveler, peki kalbimdeki çürümüş meyveni hayal edebilir misin?
Peki sen de özledin mi beni?
_________________
Daha önceki kayıtlardan biri olan 'Sevgiliye Şiir'le aynı gün yazılmıştır. // Kasım 20, 2007
Peki sen de özledin mi beni?
_________________
Daha önceki kayıtlardan biri olan 'Sevgiliye Şiir'le aynı gün yazılmıştır. // Kasım 20, 2007
Ablam Sevde'ye ~
Yine başlıyor gece
Yanında ölüm umudumla
O an
Yüreğimde bir özlem beliriyor
Sana karşı
Sadece sana.
Keşke, diyorum
Yanımda olsan, tam şimdi
Keşke, sesini duysam
Gözlerine baksam
Seni tanısam.
Seni hep O'na benzetiyorum.
Diyorum ki, "Bu Sevde,Gerçek dostum, ablam..."
Sonra, fragman bitiyor
Yine yalnız, sensizken
Hayalinle uyuyorum
Boş bir sabaha uyanıyorum
Yalnız, sensizken
İçimde bir umut var hala
Uyurken ölme umudu
Sensiz yaşamaktansa
Ruhumla
Yanında kalmak...
Üşüyorum, sensiz, çaresiz
Uyuyorum
Ruhum seninle, seni izliyor
Bedenim, sensiz,
Beynim, kabuslarda...
Ruhum
Bedenime geri dönüyor.
Ve senin anınla mutlu,
Yeni geceyi bekliyor...
____________
Sevde^^me doğum günü hediyesi olarak yazılmıştır. // Ocak 17, 2007
Ve Son, Boşluk ~
Herşey karanlık ve boş, sensiz. Sadece yıldızlar ve o muhteşem şarkılar beni biraz hayata bağlayabiliyor. Senin için acı çekiyorum ama yapacak başka şeyim de yok. Sadece yatağımda yatıp müzik dinliyor ve bağıra bağıra, sanki kendim için söyler gibi "Don't scream anymore" diyebiliyorum.
Bulutlar gecemi aydınlatan Ay'ı örtüyor, ölümün kara bir gölge gibi üstüne çullanmasını hatırlatıyor bana. Aynı gölgenin beni de almasını diliyorum acıyla ve haykırıyorum:
"You belong to me,
my snow white queen.
There's nowhere to run
so lets just get it over
Soon I know you'll see
You're just like me
Don't scream anymore my love
Cause all I want is you!"
Karanlık bir odayı aydınlatan küçük bir mum gibi, kalbimin karanlık sokaklarını aydınlatıyordun. Beni acılardan, eski tutkulardan yapılmış yatağımdan kaldırıp, yepyeni hayaller ve mutluluklarla dolu bir yatağa yatırıyordun ve herşeyi unutturup beni ısıtıyordun.
Peki o yataktan neden kaldırdın beni?Kalbimin sokaklarındaki umutlarla kurulmuş o küçük sokaklar, neden yanıyor? İşte bunların cevabını almak için yanına gelmeyi bekliyorum.
Tamamen ayaklarımın kontrolünde, yataktan kalkıyorum. Şiir defterimi alıyorum ve kumsala doğru yürüyorum. Küçük iskleye geliyorum. Çıplak ayaklarım çürümüş tahta iskelede garip, soğuk bir şekilde gıcırdıyor, ölümün ayak sesleri sanki.
Kendimi ve şiir defterimi denize fırlatıyorum. Son bir kez geçmişe bakıp "I've been alone all alone!" derken seni görüyorum. Sana doğru koşarken artık suda olmadığımı, havanın ise tatlı çiçek kokularıyla dolu ve sıcak olduğunu farkediyorum. Ve anlıyorum ki, ben de o gölgenin, gönüllü bir kurbanı oldum...
____________
Kasım 18, 2006
Bulutlar gecemi aydınlatan Ay'ı örtüyor, ölümün kara bir gölge gibi üstüne çullanmasını hatırlatıyor bana. Aynı gölgenin beni de almasını diliyorum acıyla ve haykırıyorum:
"You belong to me,
my snow white queen.
There's nowhere to run
so lets just get it over
Soon I know you'll see
You're just like me
Don't scream anymore my love
Cause all I want is you!"
Karanlık bir odayı aydınlatan küçük bir mum gibi, kalbimin karanlık sokaklarını aydınlatıyordun. Beni acılardan, eski tutkulardan yapılmış yatağımdan kaldırıp, yepyeni hayaller ve mutluluklarla dolu bir yatağa yatırıyordun ve herşeyi unutturup beni ısıtıyordun.
Peki o yataktan neden kaldırdın beni?Kalbimin sokaklarındaki umutlarla kurulmuş o küçük sokaklar, neden yanıyor? İşte bunların cevabını almak için yanına gelmeyi bekliyorum.
Tamamen ayaklarımın kontrolünde, yataktan kalkıyorum. Şiir defterimi alıyorum ve kumsala doğru yürüyorum. Küçük iskleye geliyorum. Çıplak ayaklarım çürümüş tahta iskelede garip, soğuk bir şekilde gıcırdıyor, ölümün ayak sesleri sanki.
Kendimi ve şiir defterimi denize fırlatıyorum. Son bir kez geçmişe bakıp "I've been alone all alone!" derken seni görüyorum. Sana doğru koşarken artık suda olmadığımı, havanın ise tatlı çiçek kokularıyla dolu ve sıcak olduğunu farkediyorum. Ve anlıyorum ki, ben de o gölgenin, gönüllü bir kurbanı oldum...
____________
Kasım 18, 2006
Yıldız ve Hüzün ~
İşte yine sensizim yanlızlığım. Baktığım yıldızlar bile seni hatırlatıyor bana. Seninle geçirdiğimiz anları... Astronomi tutkunuydun, ben de öyleydim, aynı sınıftaydık, aynı sırada oturuyorduk, gece beraber yıldızları gözlüyorduk.. İlk kez o zaman öptün beni. Sonra defalarca, defalarca, dudaklarımız kanadı, ama yüreklerimizde hiç boşluk kalmadı. Tutunduk birbirimize ve kaçtık karanlık anılardan. Geçmişimizden ayrıldık, birbirimizin tek geçmişi olduk, herşeyi arkamızda bıraktık, doya doya öptük ve kaçtık, herşeyi geride bıraktık, açtık kanatlarımızı, uçtuk sonsuzluğa. Yıldızların seviyesine ulaştık, öptük, durmadan öptük, tutunduk birbirimize, geride bıraktık, herkesi, herşeyi. Geçmişimiz geride kaldı. "Gidelim" dedin, "Gidelim" dedim, geçmişi bıraktık ve kaçtık, sevgimize kaçtık, uçtuk, yıldızlara uçtuk.
Ama yanımda değilsin. Neden bebeğim? Neden bunu bana yaşatıyorsun? Bu acı, ahh, o kadar dayanılmaz ki... Senin dönmeyeceğini bilmek, o kadar kötü ki...
İşte bakıyorum, tanışmamızı sağlayan yıldızlara. İşte orada, Sirius, aşkımızın hikayesini yazmamızı sağlayan yıldız. Bizi buluşturan yıldız.
Son kez bunları düşündüm bebeğim, yıldızlara baktım, nerde olduğunu sordum. Sustular, her zaman konuşurken şimdi sustular. Ve ben tek bir sözcük duymadan geldim yanına. İşte, seni elimden alan, başkasına verip beni cezalandıran Tanrı, bedenimi istedi, itaat ediyorum.
Son kez yıldızlara baktım şimdi. Yine hiç bir ses duymadım. Yine söylemediler bana yerini. Atladım suya, ve ölümüm kollarına...
Ama ruhum yeryüzünde bebeğim, hala deli gibi seni arıyor. Seni aramaya başlamadan önce benim ölümüm için ne diyeceklerini merak ettim, nasıl öldüğümü bile bilmiyordum. Nasıl teknenin pervanesne takılıp paramparça olduğumu konuşuyorlardı. Oysa aralarında sen yoktun bebeğim, en çok seni beklerken, sen benim ölümümden bile haberdar değildin.
Ve ruhum, bebeğim, hala seni arıyor, yeryüzünde deli gibi dolanıyor. Bulduğu zaman seni öpecek, ve huzura kavuşacak. Oysa bu sefer sen, vicdan azabı çekeceksin bebeğim, her ne kadar sana kıyamasam da, istediğim intikamı almış olacağım...
______________
Bir resimden yazmıştım bunu. Hpff'deydi sanırım. // Eylül 10, 2006
Ama yanımda değilsin. Neden bebeğim? Neden bunu bana yaşatıyorsun? Bu acı, ahh, o kadar dayanılmaz ki... Senin dönmeyeceğini bilmek, o kadar kötü ki...
İşte bakıyorum, tanışmamızı sağlayan yıldızlara. İşte orada, Sirius, aşkımızın hikayesini yazmamızı sağlayan yıldız. Bizi buluşturan yıldız.
Son kez bunları düşündüm bebeğim, yıldızlara baktım, nerde olduğunu sordum. Sustular, her zaman konuşurken şimdi sustular. Ve ben tek bir sözcük duymadan geldim yanına. İşte, seni elimden alan, başkasına verip beni cezalandıran Tanrı, bedenimi istedi, itaat ediyorum.
Son kez yıldızlara baktım şimdi. Yine hiç bir ses duymadım. Yine söylemediler bana yerini. Atladım suya, ve ölümüm kollarına...
Ama ruhum yeryüzünde bebeğim, hala deli gibi seni arıyor. Seni aramaya başlamadan önce benim ölümüm için ne diyeceklerini merak ettim, nasıl öldüğümü bile bilmiyordum. Nasıl teknenin pervanesne takılıp paramparça olduğumu konuşuyorlardı. Oysa aralarında sen yoktun bebeğim, en çok seni beklerken, sen benim ölümümden bile haberdar değildin.
Ve ruhum, bebeğim, hala seni arıyor, yeryüzünde deli gibi dolanıyor. Bulduğu zaman seni öpecek, ve huzura kavuşacak. Oysa bu sefer sen, vicdan azabı çekeceksin bebeğim, her ne kadar sana kıyamasam da, istediğim intikamı almış olacağım...
______________
Bir resimden yazmıştım bunu. Hpff'deydi sanırım. // Eylül 10, 2006
Küçük Büyü
Büyücü, masanın etrafındaki topluluğa baktı. Kralın hayatta kalan bütün akrabalarını çağırmıştı, ortada büyük bir sorun vardı. Yıllar önce olan olayın sorumlusu prenses Mirta, ülkenin kuzeyine tekrar yerleşmiş ve peşinden halkını da getirmişti. Büyücü, herkesin ona baktığını farkedince konuşmasına başladı.
"Sevgili insanlar. Bu önemli sorun için büyüyle korunmuş, sakin evlerinizi terk edip buraya geldiğiniz için teşekkür ederim. Şimdi, çoğunuzun aslında yıllar önce burada neler olduğunu bilmediğinizi sanıyorum, çünkü çok küçüktünüz.
"Kralın kız kardeşi olan prenses Mirta, yanlızca onun ve kralın bildiği sebeplerden dolayı, kralın ve halkının üstüne bir lanet yaydı. Kralın ağzından çıkacak olan ilk sözcük, onun ve bütün halkının ölmesine neden olacaktı. Ben bu laneti kaldırmaya çalıştım, ama kral büyük bir hastalığa yakalanıp ölüm anında "su" dediği için tamamen kaldıramadım. Ben ve sizler, hayattayız, ama prenses Lorin ve prens Fundo kurtulamadı, bunun için hala vicdan azabı duyuyorum. Ancak sonradan anladım ki -eminim siz de anlamışsınızdır- prenses Mirta, benim gücümün sınırlarını bildiği için sağ kalacak olanların üstüne bir lanet daha yaymış. Burada doğmuş olmayan-"
dedi, tam o sırada ayak sesleri duyuldu, kapı açıldı ve içeri 15-16 yaşlarında, çok güzel bir genç kız girdi. Masanın çevresindekilere dönüp eğilerek selam verdi, oysa bakan herhangi biri masanın çevresindekileri balmumu heykeller zannederdi. Sonra kız masanın yanına doğru yürüdü ve kilitli görünen bir kapıya doğru ilerledi, parmağı değer değmez kapı açıldı, kız içeri girince de arkasından kapandı. Saniyeler sonra içeriden gitar sesi gelmeye başladığında, büyücü de konuşmasına devam ediyordu.
"Dediğim gibi, burada doğmuş olmayan herhangi biri bulunduğumuz odaya girdiğinde hareketsiz kalıyoruz, ki bunu siz de farketmişsinizdir.
"Ve şimdi, yıllar sonra, prenses Mirta ülkenin kuzeyine geri döndü, üstelik daha da güçlemiş olarak ve halkıyla beraber, ve onun kuzeyde bir krallık kurmayı planladığını düşünüyorum, bir kaç hafta önce kuzeye doğru yola çıktım, Estran dağlarından ileri geçmeye çalışırken kolumu kaybettim-"
kolunun yenini sıvayıp tamamen buruşmuş ve ölü görünen kolunu havaya kaldırdı,
"-bu da onun bir efsun yarattığına işaret. Şimdi-"
dedi ve tekrar dışarıdan ayak sesleri geldi. Kapı açıldığı anda yine herkes hareketsiz kalmıştı. Bir erkek çocuğuydu gelen. Bir kız çocuğuna yaraşır biçimde çığlık attı ve içeri girdi. Bir kaç adım attı ve masanın çevresindekilere baktı. Herkes gibi o da masadakileri balmumundan heykeller zannetmişti.
Kızın girdiği odadaki melodi durmuştu, uzun zamandır çalmıyordu ama çocuk bunu yeni farketmiş gibi görünüyordu. Yavaşça odanın kapısına doğru yürüdü, yürürken birden yerde bir şey gördüğünü sandı. Ama gözünü kırpıp açtığında gördüğü şeyin orada olmadığını gördü ve önündeki kapının açılmış ve sonra aniden tekrar kapanmış olduğunu farketti.
Çocuk -herhalde bu kapının gizemini çözemeyeceğini düşünmüştü- masaya doğru yürüdü. Birden bir ses duydu, oysa ki o sesi, yan odadaki kız bilerek çıkarmıştı. Çocuk kapıdan çıktı ve kaçmaya başladı.
Kız onun gittiğini anlayınca odadadan çıktı, salonun kapısını kapattı. Eğilerek tekrar masadakilere selam verdi ve odaya girdi, kapı da arkasından kendiliğinden kapandı.
____________
Devamı yok. İlk fantastik hikaye girişimim olduğu için önemli. // Temmuz 22, 2006
"Sevgili insanlar. Bu önemli sorun için büyüyle korunmuş, sakin evlerinizi terk edip buraya geldiğiniz için teşekkür ederim. Şimdi, çoğunuzun aslında yıllar önce burada neler olduğunu bilmediğinizi sanıyorum, çünkü çok küçüktünüz.
"Kralın kız kardeşi olan prenses Mirta, yanlızca onun ve kralın bildiği sebeplerden dolayı, kralın ve halkının üstüne bir lanet yaydı. Kralın ağzından çıkacak olan ilk sözcük, onun ve bütün halkının ölmesine neden olacaktı. Ben bu laneti kaldırmaya çalıştım, ama kral büyük bir hastalığa yakalanıp ölüm anında "su" dediği için tamamen kaldıramadım. Ben ve sizler, hayattayız, ama prenses Lorin ve prens Fundo kurtulamadı, bunun için hala vicdan azabı duyuyorum. Ancak sonradan anladım ki -eminim siz de anlamışsınızdır- prenses Mirta, benim gücümün sınırlarını bildiği için sağ kalacak olanların üstüne bir lanet daha yaymış. Burada doğmuş olmayan-"
dedi, tam o sırada ayak sesleri duyuldu, kapı açıldı ve içeri 15-16 yaşlarında, çok güzel bir genç kız girdi. Masanın çevresindekilere dönüp eğilerek selam verdi, oysa bakan herhangi biri masanın çevresindekileri balmumu heykeller zannederdi. Sonra kız masanın yanına doğru yürüdü ve kilitli görünen bir kapıya doğru ilerledi, parmağı değer değmez kapı açıldı, kız içeri girince de arkasından kapandı. Saniyeler sonra içeriden gitar sesi gelmeye başladığında, büyücü de konuşmasına devam ediyordu.
"Dediğim gibi, burada doğmuş olmayan herhangi biri bulunduğumuz odaya girdiğinde hareketsiz kalıyoruz, ki bunu siz de farketmişsinizdir.
"Ve şimdi, yıllar sonra, prenses Mirta ülkenin kuzeyine geri döndü, üstelik daha da güçlemiş olarak ve halkıyla beraber, ve onun kuzeyde bir krallık kurmayı planladığını düşünüyorum, bir kaç hafta önce kuzeye doğru yola çıktım, Estran dağlarından ileri geçmeye çalışırken kolumu kaybettim-"
kolunun yenini sıvayıp tamamen buruşmuş ve ölü görünen kolunu havaya kaldırdı,
"-bu da onun bir efsun yarattığına işaret. Şimdi-"
dedi ve tekrar dışarıdan ayak sesleri geldi. Kapı açıldığı anda yine herkes hareketsiz kalmıştı. Bir erkek çocuğuydu gelen. Bir kız çocuğuna yaraşır biçimde çığlık attı ve içeri girdi. Bir kaç adım attı ve masanın çevresindekilere baktı. Herkes gibi o da masadakileri balmumundan heykeller zannetmişti.
Kızın girdiği odadaki melodi durmuştu, uzun zamandır çalmıyordu ama çocuk bunu yeni farketmiş gibi görünüyordu. Yavaşça odanın kapısına doğru yürüdü, yürürken birden yerde bir şey gördüğünü sandı. Ama gözünü kırpıp açtığında gördüğü şeyin orada olmadığını gördü ve önündeki kapının açılmış ve sonra aniden tekrar kapanmış olduğunu farketti.
Çocuk -herhalde bu kapının gizemini çözemeyeceğini düşünmüştü- masaya doğru yürüdü. Birden bir ses duydu, oysa ki o sesi, yan odadaki kız bilerek çıkarmıştı. Çocuk kapıdan çıktı ve kaçmaya başladı.
Kız onun gittiğini anlayınca odadadan çıktı, salonun kapısını kapattı. Eğilerek tekrar masadakilere selam verdi ve odaya girdi, kapı da arkasından kendiliğinden kapandı.
____________
Devamı yok. İlk fantastik hikaye girişimim olduğu için önemli. // Temmuz 22, 2006
Bir Erkeğin Ağzından Küçük Bir Hikaye
İşte, aylardır beklediğim an, ama beklediğim sahne bu şekilde değil. Sen idam sehpasında ayakta duruyorsun karşımdaki sahnede, ve benim görevim de ipi o incecik, narin boynundan geçirip, sehpayı ayaklarının altında almak. Kral bu görevi bilerek bana verdi, biliyorum, cellat olmama rağmen seni korumaya çalışınca anladı seni sevdiğimi. İpi alıyorum ve narin boğazına doğru götürürken kulağına fısıldıyorum "Seni seviyorum. Beni affet." İpi boğazına geçirirken senin kısık sesini duyuyorum "Seni affetmeyeceğim." O anda gözlerim yaşlarla doluyor. Şimdi sehpayı itmem gerek. Ayaklarımı oynatmaya çabalıyorum. Halk merakla beklemekte. Ayağımı nihayet kıpırdatıyorum, ve gözlerim yerde, sehpaya tekme atıyorum. Müthiş bir çatırtı kalabalığın üstünde yankılanıyor. Güzel, şirin ve akıllı olan sevdiğim kızın, Latia'nın, ben sehpayı aniden çekince, boynu kırılmış. Şu anda tam önümde sallanıyor. Arkamı dönüyorum. Bu manzarayı görmeye dayanamam. Kralıma doğru yürüyorum. "İsteğiniz oldu kralım, cadı öldürüldü." diyorum. Arkamı krala dönüp, evime doğru yürümeye başlıyorum...
____________
Haziran 11, 2006
____________
Haziran 11, 2006
Yazılmamış
Mayıs 30, 2006
Hatırladığım ilk doğum günüm//
Bugün nedense herkes bizde. Annemle babamın 'komşu' dediği teyzeler, amcalar, abiler, ablalar da burda, babamın bazen gördüğüm arkadaşları da. Hem de çok gürültü çıkarıyorlar. Anneme, onun 'şirin' dediği şekilde "Nouyoo?" diyorum. Annem gülümsüyor. Başka hiç kimsede -babam da dahil- görmediğim bir gülümseme bu. "Bugün doğum günün," diyor annem. "Bugün tam 3 yaşına basacaksın." Doğum günü mü? Garipsiyorum. Ama annemin gülümsemesine bakılırsa güzel bir şey olmalı. Ben de anneme gülümsüyorum, ama bu, babamın çok sevdiği, o gözlerimin parlamasına yol açan, garip, muzip gülümseme. 'komşu bir teyze yanımıza geliyor. babamın bazen -annemden özel izinle- bir yere gidip eve geldiği zamanalardaki gibi. Sanki yürüyemiyor. Zorla ayakta durmaya çalışıyor. Sonra geliyor, beni kucağına alıyor. Kokusu hiç annemin kokusuna benzemiyor. Tepiniyorum. Teyze benimle beraber düşüyor. Tek hatırladığım bu... Annemin dediğine göre, teyze düşerken beni yere bırakmış, annem de beni tutamamış. Kafamı yere çok kötü çarpmıiım. Belki de biraz çatlak, ama aşırı zeki olmamın nedeni buymuş...
Hatırladığım ilk doğum günüm//
Bugün nedense herkes bizde. Annemle babamın 'komşu' dediği teyzeler, amcalar, abiler, ablalar da burda, babamın bazen gördüğüm arkadaşları da. Hem de çok gürültü çıkarıyorlar. Anneme, onun 'şirin' dediği şekilde "Nouyoo?" diyorum. Annem gülümsüyor. Başka hiç kimsede -babam da dahil- görmediğim bir gülümseme bu. "Bugün doğum günün," diyor annem. "Bugün tam 3 yaşına basacaksın." Doğum günü mü? Garipsiyorum. Ama annemin gülümsemesine bakılırsa güzel bir şey olmalı. Ben de anneme gülümsüyorum, ama bu, babamın çok sevdiği, o gözlerimin parlamasına yol açan, garip, muzip gülümseme. 'komşu bir teyze yanımıza geliyor. babamın bazen -annemden özel izinle- bir yere gidip eve geldiği zamanalardaki gibi. Sanki yürüyemiyor. Zorla ayakta durmaya çalışıyor. Sonra geliyor, beni kucağına alıyor. Kokusu hiç annemin kokusuna benzemiyor. Tepiniyorum. Teyze benimle beraber düşüyor. Tek hatırladığım bu... Annemin dediğine göre, teyze düşerken beni yere bırakmış, annem de beni tutamamış. Kafamı yere çok kötü çarpmıiım. Belki de biraz çatlak, ama aşırı zeki olmamın nedeni buymuş...
Anlayamazsınız....
ne hissettiğimi bilemezsiniz
annem yok benim, babam da
anlayamazsınız ki yaşamadınız çünkü
sizin babanız akşam gelip sizi öpüyor, siz de onu
ben babamı hiç öpmedim
anneniz size kahvaltı hazırlıyor
okula giderken sizi öpüp, kapıdan uğurluyor
ben annemi de hiç öpmedim
beni göremezsiniz
çünkü ben ölüyüm
ölüler görünmez
ölü çocuklar büyüyemez
ben biliyorum annemin
babamın nerde olduğunu
ikisi de cennette
ben burda kalmayı seçtim
burada yaşayamadığım yıllarımı
başkalarının yaşamasını görüp
acı duymayı seçtim...
________
Yazdıklarımın hepsini tarihleriyle yayınlamaya karar verdim (en sonunda).
Mayıs 22, 2006
annem yok benim, babam da
anlayamazsınız ki yaşamadınız çünkü
sizin babanız akşam gelip sizi öpüyor, siz de onu
ben babamı hiç öpmedim
anneniz size kahvaltı hazırlıyor
okula giderken sizi öpüp, kapıdan uğurluyor
ben annemi de hiç öpmedim
beni göremezsiniz
çünkü ben ölüyüm
ölüler görünmez
ölü çocuklar büyüyemez
ben biliyorum annemin
babamın nerde olduğunu
ikisi de cennette
ben burda kalmayı seçtim
burada yaşayamadığım yıllarımı
başkalarının yaşamasını görüp
acı duymayı seçtim...
________
Yazdıklarımın hepsini tarihleriyle yayınlamaya karar verdim (en sonunda).
Mayıs 22, 2006
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
