13.6.09

Ruh

Bu dünyada insanın bir yeri ve bir de eşi vardır. Tanrı, belirli sayıda ruh yaratmış ve hepsine mekan olarak Aidenn’i seçmiştir. Aidenn’de yaşayan, ölümlülerin ‘ruh’ dedikleri kutsal beden, tekrar tekrar Dünya’ya gelir ve tekrar o parıltılı hayatı yaşar, bunu yaparken bütün anılarını kaybetmeye razı olur. Dünya’daki hayatta günah işleme şansları vardır, Aidenn’de ise bunu yapamazlar.

Bu durumda ruhun tamamen huzura kavuştuğu bir yer yoktur.

----

İnsan doğası gereği hep daha fazlasını ister; herkes söyler bunu. Bir eşi vardır, daha güzelini ister; bir evi vardır, daha büyüğünü hayal eder.

Dünya’da Aidenn’i arzulayan insan, Aidenn’de Dünya’yı hayal eder.

----

- Ruhu nasıl tanımlarsın? Sence nedir ruh, bizde olmasının sebebi nedir?

- Ruh bize her türlü duyguyu verir, Elena. Elbette bu yalnızca benim görüşüm, ama ruh, bedenimizi sadece bir et yığını olmaktan kurtarır. Beyni olan bir et yığını. Bitkileri düşün! Onlar da hareket eder ama Tanrı’nın onlara verdiği yaratma gücü sınırlıdır! Bizimkisi ise sınırsız! En az Tanrı’nınki -evet onunki- kadar sınırsız! Ruh, her şeyimizdir aslında. Ve her ruhtan da iki tane bulunur dünyada, yakın zamanlarda doğar, beraber ölürler. Her zaman değil, hatta sıklıkla bile değil. Çok seyrek. Çok azdır eşini bulanların sayısı. Ama tanrı aslında öyle yerleştirir ki onları, doğru kararları verdikçe ona yaklaşırlar. Pas a pas. Adım adım. Yavaşça…

Onlar birlikte olmak için yaratılmışlardır, sonsuz aşklar; romanlarda okudukların, filmlerde izlediklerin, onlardır. Ruhları birbirini tanıyabilsin diye aynı surette doğarlar her doğduklarında; ve ruhların aynası olduğu söylenen gözler birbirini bulduğunda; ruhlar da görünmez bağlarla kenetlenirler birbirlerine. Ruhlar bazen acı çeker, eşlerini bulmuşlardır ama ruhla beynin bir bağlantısı yoktur. Ruh her şeyi izler, bedenin yaptığı her şeyi; bütün anılarını cennete götürür. Ruh üçüncü bir şahıstır, her an yanında olan apayrı biri, çünkü kişiliğini beynin belirler.

Hadi düşün ve bana bunun doğru olmadığını söyle Elena! Beynin nasıl eğitilmişse öyle bir kişiliğin olur dünyada, ruh ise kalıcıdır. Ruh kutsaldır, ona zarar vermek seni kendinden nefret ettirir. Tanrı’nın yarattığı dairelerden yalnızca biridir bu; ruhuna zarar veremezsin, ve günah işlemek ruhunu zedeler. Günah işlemek seni kötü hissettirir. Günah işlemek ruhunu kırar ve sen de günah işlemek istemezsin. Tanrı iradelerimizi verdiği gibi rahatça alıyor elimizden.

- Ama pişmanlık kalbi günahtan daha çok kırar. Ya pişman olmamışsa?

- Ruhların da iradeleri vardır Elena, ancak sadece insan bedeni içindeyken günah işleyebilirler. Bu da eğer birini öldürmek istiyorlarsa, ölümlü dünyada öldürmek zorundalar demektir ki eminim bunu onlar da çok iyi biliyordur.

- Peki cennet? Madem cennet ruhlar için var, insan bedenimize ve görünümümüze ne oluyor?

- Beden toprağa ve toza dönüşerek sonraki hayatları sağlıyor Elena, elbette. Ama görünümün; dış görünüşün zaten ruhunla ilgili. Ruhunun görünüşü senin dış görünüşünü oluşturur ve buna göre bir ailede dünyaya gelirsin.

- O zaman her insanın farklı olması ve aynı soyda bir torunun, büyük büyük dedesinin tıpatıp aynısı olmaması gerekir.

- İşte burada yanıldın Elena. Kişilikler beyinle ilgili de olsa, ruhların da kişilikleri vardır; değişmeyen. Ve nasıl insanların huyları birbirine benzerse, ruhlar da birbirine benzer. Bu da birbirine benzeyen insanları oluşturur. Ve ruhlar tekrar doğar, hep yeniden dünyaya gelirler. Tekrar ve tekrar.

- Sana göre reenkarnasyon vardır, öyle mi?

- Evet ben böyle düşünüyorum. Ruh göçünün bedeli ise çok düşük, insanlığınla ilgili anılarından vazgeç. Ödemesi kolay, tek seferde. Ve sonra her şeye baştan başlıyorsun, yeniden doğuyorsun. Hem gerçek hem mecazi anlamda.

- Peki önceki hayatlarını hatırladıklarını iddia edenler için ne düşünüyorsun?

- Elena, sen hiç önceki hayatında sıradan bir köylü olduğunu söyleyen biri gördün mü? Bunların doğru olmadığını kanıtlayan da budur. Evet, tekrar tekrar doğarsın ama bazen bir çiftçi, bazen bir kral olarak. Ve bunu sen seçemezsin. Tüm anılarından vazgeçerken bunu sefil, yorgunluklar ve hayal kırıklıklarıyla dolu olması muhtemel bir hayat için mi yapmak istersin yoksa bütün vaktinin senin olduğu, çalışman gerekmeyen, sadece kendi istediğini yapabileceğin bir hayat için mi? Elbette her hayat zordur ama herkes ikincisini seçer.

- Peki cennet aslında her türlü mutluluğu vaad etmiyor mu? Neden bütün bu ihtimaller varken dünyaya geliyorlar ki bu durumda?

- Ah Elena, ne dünyada ne de cennette kendi iradene sahip olmak kadar güzel bir şey yoktur. Günah işleyebilme olanağın olması bile çok büyük bir rahatlık. Ayrıca ruh, beyinden ayrı ve beyin cennette kalırdı belki ama, ruh yaşamaya devam etmek ister. Ruh her ne kadar Tanrı’nın nefesi de olsa insanın bir parçasıdır ve her insan gibi; sahip olduğundan fazlasını ister. Daha önceki hayatı nasıl olmuş olursa olsun, daha iyisini yaşayabileceğini hayal eder.

Tanrı çemberler yaratır, evrenin varolmaya devam edebilmesi bunun sonucudur.

----

30.05.09 Saat: 01.52

Çok fazla Edgar Allan Poe okumanın sonucu.

Hiç yorum yok: