Gök gürledi. Kız huzur dolu bir tebessüm sundu ormana. Yanında yürüyen Orman Elfi de kıza bakarak gülümsedi. İnsanların, onların ormanına girmelerine izin yoktu. Yüzyıllar önce, orman kıyısındaki insan şehirleri kurulduğunda, elflerin sunduğu tek şarttı bu. İnsanlar onları rahatsız etmemeliydi.
Ama elbette, istisnalar vardı. İki kişi içindi bu. Birincisi bu kızdı, Kelira. İkincisi de Tanrı’nın Konuştuğu İnsan’dı. Umae. Şimdi elf, sevgili dostu Kelira’yla beraber, yağmur altında olan ormanda yürüyordu. Pek sık da yaşanmazdı bu. Bu yüzden, özellikle Kelira, bu anların tadını çıkarır; Koyu Elf, Nereida, veya onun eşi, Aquarch onu orman sınırından alıp ormanın derinliklerine, yüce Elf Sarayı’na götürdüğünde, elflere merak ettiği her şeyi sorar, elfler de onunla sohbet etmekten zevk alırdı.
Tam üstlerinde, mavi-kırmızı bir şimşek çaktı. Tanrı, elflerin ormanındayken kıza görmediği her şeyi göstermeye çalışırdı sanki. Bu da kızın hayatında ilk kez gördüğü bir manzaraydı.
Orman, yemyeşildi; yerde altın sarısı Elanor’lar açmıştı. Tanıdık ağaçlar kıza el sallıyor, ormana özgü akasyalar çiçeklerini ona doğru eğiyor, yaşlı karaağaçlar dallarını ona saygıyla dokunduruyorlardı. “Şimdi.” Dedi Aquarch. Kız, kafasını salladı ve daha önce defalarca geçtiği, kızılçamların çevirdiği bir patikaya saptı.
Reada, Patika Elfi, onu giydirmek için bekliyordu. Kızın yorgun bedeninden, insan şehrinin yolarında tozlanmış giysileri çıkarırken, kız tatlı biçimde ürperdi. Reada, kıza, elf prenseslerinin giydiği, ipek elbiseden giydirdi. Üstüne, gri elf pelerinini geçirdi. Onu, saçını tutan bağlardan onu kurtarıp saçlarını taramaya başladı. Her bir sarı teli açıyor, onlara hafif bir şarkı söylüyordu kadim elf lisanında. “Artık hazırsın, Elfdostu.” dedi kıza, saçlarını taradıktan sonra. “Gidebilirsin.”
Kız, gülümseyerek arkasını döndü. Aquarch, hiç zaman geçmemiş gibi, aynı şekilde duruyordu. “Hadi gidelim Elfdostu.” dedi ve yürümeye devam etti.
Kadim ve yüce Elf Sarayına varan yolda yürümeye devam ettiler. Yağmur devam ediyordu, ama artık kızın yüzüne yumuşak kuş tüyleri gibi temas ediyorlardı. Çimler, tüylü bir halı gibiydi ayağının altında. Islak toprak kokuyordu her taraf. Mantarlar, pembe ve turuncu, ağaçların altından çıkmaya başlamışlardı.
Önlerinde kadim ve yüce Elf Sarayı göründü. Koskoca bir ağaç. Kadim, sonsuza uzanan merdivenler vardı. Bütün ormana ışık tutan kadim yeşil ışık, bu ağaçtan yayılıyor gibiydi. Elfler, usulca şarkı söylüyorlardı. Onu gören birkaç elf, neşeyle gülümsedi. Bir tanesi kıza yaklaştı, Yüce Elf, bu ormanın kadim efendisi, Darea, yaklaştı ve kıza gülümsedi.
“Hoş geldin, Elfdostu Kelira. Ormanıma ve sarayıma hoş geldin.” dedi.
________________
öyle bi şimşek gerçekten gördüm o.O // Mayıs 08, 2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder