13.6.09

Okyanus

Okyanus dışarıda! Orada!

Bulacağım bir gün onu

Bulacağım ve o gün benim en güzel günüm

Okyanusun doğduğu gün

Balıkların denizkızlarını selamladığı gün!

Ölmeden önce bir gün bulacağım

Ve ölene kadar elini tutacağım

En büyük aşklar yalvaracak

Anlatmamız için

Ben mavi gözlerine bakıp

Anlatacağım onlara

“O zaten benim için!”

Koku

Delirmiştim. Vücudumda hızla yükselen adrenalin, panik içinde çarptırıyordu kalbimi, gittikçe hızlanan, sarsak bir ritim tutturmuştu kalbim. Ellerimle yüzümü avuçladığımı fark ettim, ellerimdeki kremin kokusu vücudumu sakinleştirecek diye düşünmüştü beynimin nefes alabilen kısmı. Bir an sadece kokuya odaklanmaya çalıştım. Ellerimi yüzümden ayırdım ve müziğin sesini açtım, daha önce de panik fırtınalarımda beni sakinleştirmiş, neşeli bir şarkıydı çalan. Nefes aldım ve beni sakinleştiren şeyleri bulmaya çalıştım. Bu şarkı ve bir şarkı daha. Deniz ve kıyıya hafif hafif vuran dalgaların, kumlarda boğuklaşan sesi. Ve buldum; parfümüm. Bileğime sıktım -fıss- ve bileklerimi birbirine sürtüp burnuma dayadım. İşe yaramış gibiydi, o ferahlatıcı çiçek kokusu rahatlatmaya başlamıştı beni, kalbimi çok az yavaşlatmıştı. Hala boğuluyormuş gibiydim ama sanki bir anlığına kafamı sudan çıkarabilmiştim.

Ani panik dalgasıyla ellerimden kan çekilmişti, parmaklarım buz gibiydi. Kaşlarımı çatarak ellerime baktım. Bileklerimden yükselen kokuyu görebiliyordum adeta, sigara dumanı gibi hafif hafif dağılan, havada yayılırken şekiller oluşturan pembe bir buhar demeti. Parmaklarım beyazlaşmıştı, ama titremiyorlardı.

Bileklerimden birini burnuma götürüp derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Aldığım nefes akciğerlerimi sakinleştirmeye yetmiyordu. Sanki çok güçlü bir çift el tarafından sıkıştırılıyor gibiydiler; aniden kafama dank eden gerçeğin elleri. Çok kısa bir süre sonra, uzun bir süre için ayrılacaktım. Elbette bu ayrılık sırasında olabilecekler hakkında ümitlerim vardı -ikizimle uzun uzun tartışmıştık bunları- ama gerçekleşmeyen başka ümitlerim olmuştu ve yine gerçekleşme yüzdesi aynıydı; olur veya olmaz. Evet veya hayır. Yüzde elli yine de büyük bir değerdi. Benim şansımın daha az olduğunu düşünüyordum.

Yeni bir dalga vücudumu sararken, gözlerimi kapattım ve kokuya odaklanmaya çalıştım. Ah hayır, sorun şans değildi. Sorun zamandı. Önümde çok az bir zaman kalmıştı. Hazır değildim, bunu kaldırabileceğimden emin değildim. Belki de kaldıramayacaktım. Ölecektim -ki çok iyi tanıdığım şans bana bunu yapabilirdi. Hayatımın en güzel şeyini bana verip sonra ondan beni ayırabilirdi -sonsuza kadar değil belki ama uzun bir zaman için. Uzaklaşmaya dayanamayabilirdim. Kendimi suya atıp boğmaya çalışabilirdim. Ya da bir tımarhaneye kapatılabilirdim, diğer seçeneklerden daha muhtemel bir seçenekti bu.

İkizimle yaptığımız tartışmaları hatırladım; böyle oluyordu çünkü böyle olması gerekiyordu. Mutlaka iyi bir şeyler olacaktı, eğer o benimse, fiziksel olarak değilse de ruhsal olarak, o anda hep benimle olacaktı. Gözlerimi kapatarak yüzüne konsantre olmaya çalıştım. Koku düşünmemi engelledi, bu iyi bir şeydi belki de. Onun yüzünü görmek başka bir adrenalin dalgasına neden olabilirdi. Dün koridordaki sahne yeterince kötüydü zaten; bir masal kahramanı gibi görünmesi ve beni büyülemesi zaten kötüydü. Esrar bağımlısı gibiydim, zaman geçtikçe onu daha da fazla istiyordum.

Zarar veriyordum. Ölmem daha iyiydi belki de; belki de bu onu mutlu ederdi. Ama daha düşünürken bu fikirden vazgeçtim, benim üzülmemi istemeyen bir insan ben ölünce nasıl sevinirdi ki? Elbette öğrenirdi öldüğümü, haberlerde çıkmasa bile bir yerden duyardı. Onun üzülmesine dayanamazdım. O değerliydi benim için, öldükten sonra bile üzülmesine izin veremezdim. Onun benim üzülmeme izin vermemesi gibi.

Şarkıyı daha sakinleştirici bir şeyle değiştirdim ve müziğe odaklandım. Hazır olmak için altı haftam vardı; hızla geçecek altı hafta. Neden endişelenecektim ki? Bir şekilde bunu da sağlıklı bir biçimde atlatacaktım. En azından öyle umuyordum. Gözlerimi kapatıp uykuya dalmayı diledim. Periler isteğime karşı gelmedi, kalbim panikle, hızla çarpmaya devam ederken huzurlu bir uykuya daldım, bir şekilde onu düşünmeden. Dediğim gibi, koku düşünmemi engelliyordu. Minnettardım. Kokuya.

-------------

01.05.09 Saat: 23.26

Madalyon

İki yüzlü madalyon.

Deniz gibi derin

Onun kadar nazik bebekler

Oyuncak bebekler.


Elleri uzanmış.

Yüzü kanlar içinde.

Çok olmuş öleli,

Uzun saatler geçmiş, soğumuş bedeni

Morarmış bir zamanlar sevdiğini tutan elleri.

Kimsesizlikle baş başa

Bir yaşlı kadın bedeni.


Mavi gözlü oyuncak bebekler.

Ay ışığıyla canlanan.

Kalpleri gibi taştan.


Gözlerini açmış.

Vücudu bir kalıp buz.

Kalbi daha atarken buz kesmişti.

Perde inmiş bir zamanlar mavi olan gözlerine.

Oysa ona aşık olmuştu bir kadın

O mavi gözlere.

Kızıl saçlıydı kadın

Elinde bir votka bardağı.


Bir gece vakti yalnız kalmış

İki yüzlü madalyon.

----

20.04.09 Saat: 21.39

Okyanus’uma, madalyonlarından kurtulur umarım bir gün.

12.4.09

Sonsuzluğun Üç Hali(Üç, İki, Bir)

Zaten ölümdü sensizlik.
Ve sona gidişte, son bir bakış.
Kimsesizliğin insanlarıydık,
Hep birileri vardı ama hep yalnızdık.

Doğum
Sonsuzluğun huzuru ve hissizlik
Ve hiçsizliğin melodileri arasında
Kaydık, sudan bir odada
Havaya çıktık ve yandık.
Ayırdılar bizi ve beslediler.
Zehirlediler.

Koştuk çamurlu bataklıklar
ve etten kemikten duvarlar arasında
Deniz gibi engin ve deniz gibi korkunç
ve deniz gibi soğuk yerler.
Beyaz kemikler.

Uyuduk ve uyandık, tekrar uyuduk
Ve tekrar uyandık.
Bitirdik kendimizi.

Yaşam
İnce köprülerden geçtik.
Art arda, art arda.
Birincide düştük, boğulduk.
İkincide düştük ve yüzdük.
Üçüncüde sadece yürüdük.
Sonra koştuk, ufuklara
Denize koştuk.
Daldık derin ve kabarık
ve korkunç dalgalara.
Saçlarımızı kısalttı güçler.
Güzel saçlarımızı
Katlettiler.

Koştuk ve düştük dalgalı denize.
Adrenalin salgıladık
Islak gecelerde.

Tümünü atlattık.
Uçtuk, beyazdı saçlarımız.
Uçtuk, düştük rüyalara
ve kabuslara dönüştük.
Bitirdik kendimizi.


Ölüm
Bir küçük şans kelebeğiydi yaşam.
Kondu saçlarımızın arasındaki çiçeklere
(Ama soldu çiçekler.)
Kelebek öldü ve melek oldu hayallerde.
Ölüm geldiğinde yalnızdık.

Bir köprü yarattı Tanrı
Bir saç teli kadar ince ve sağlam
Var olduk o köprüyle ve hepimizin sonuydu o.

Melek kaldırdı kukuletasını ve uzattı elini.
Eli parlıyordu, bembeyaz bir ışıkla yanıyordu.
Yüzü de bembeyazdı
Masmavi gözleri vardı.
Saçları da salınan başaklar gibi sarıydı.
Tüm evrenin en güzel yüzüydü, ve gülümsüyordu.
Huzur doluydu.
Ve elini uzattı.

Tut elimi, bırakma.
Ucu bucağı yok bu derin vadinin
Tut elimden, yoksa kaybolursun
Düşersin karanlıklara
Yok olursun.

------------

Okulda yazdım. Fırat kodadlı kişiliğe buradan teşekkürlerimi iletiyorum.

27.2.09

Rüya

Yağmur olup düşeceğim
Rüyana
Gözlerindeki ışık kadar parlak
Gözlerindeki bakış kadar mağrur
Ve gözlerin kadar masum
Bir yıldız olacağım
Gecelerini aydınlatan
Öyle parlak olacağım ki ay bile sönük kalacak yanımda
Göklerde
Rüyanda.

----
25.02.09 Saat: 06.50